• Yayın Tarihi
    03.08.2019
  • Paylaş

Lütfen İnenlere Öncelik Tanıyınız!

Bildiğiniz üzere  metro araçlarına daha rahat binebilmek için inenlere öncelik tanınması gerekmektedir, bu öncelik sadece binenlerin rahatı için değil, araçtan inmek isteyen yolcuların da konforu için tanınır. Ayrıca iniş ve binişlere engel olmamak için, araç içerisinde kapı önlerinde durulmaz, orta kısımlara geçilir, kapıların çalışmasını engelleyici hareketlerde bulunulmaz. Bunlar, aslında hepimizin bildiği toplumsal saygı ve görgüyü belirleyen adab-ı muaşeret kurallarının bir parçası olan toplu ulaşım yolculuk kurallarıdır.


Tüm toplu taşıma araçlarında, inenlere yol vermemek görgü kurallarına aykırı bir davranıştır. Toplu taşıma araçlarında kurallara uymak özsaygımızın bir gereksinimidir, ayrıca denetim mekanizmaları da bizi bu kurallara uymaya teşvik eder. Metro istasyonlarında araç kapılarına denk gelen yerlerde “Lütfen inenlere öncelik tanıyınız” uyarısı ve giriş çıkış düzenini gösteren işaretler ile araç kapılarının camlarında da bu kuralı hatırlatan piktogramlar bulunur. Bunun yanı sıra yapılan anonslarla yine inenlere öncelik verilmesi gerektiği hatırlatılır. Bu tekrarlayan hatırlatmalar ile yolcuların zihninde bilincin oluşması için sağlanır. Toplu taşıma sistemlerinde öncelikli yolcu olarak tanımlanan tekerlekli sandalyeli ve engellilere, yaşlılara, hamile ya da bebekli bayanlara trenden inerken ve trene binerken de öncelik tanınır.

Eski İstanbul’da Toplu Taşıma Ahlakı
İBB Kültür A.Ş. tarafından üç ayda bir yayımlanan 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi, 2014 yılındaki 20. sayısında İstanbul'un ulaşım tarihini ve hızla artan nüfusla beraber unutulmaya yüz tutan ulaşım adabını sayfalarına taşımıştı. Şehir Tarihçisi Akın Kurtoğlu tarafından dergi için kaleme alınan yazıda, İstanbul'un toplu taşıma araçlarıyla tanışma serüveni, şehir sakinlerinin seyahat kültürüne alışma süreci, kuyruk adabı ve kent içi ulaşımda nereden nereye gelindiğine dair önemli bilgiler yer alıyor.

Akın Kurtoğlu, dergide yer alan tespitlerine "konfor her şey demek değilmiş" diyerek başlıyor ve devam ediyor. "Eskiden İstanbul'da, seyahat etmenin anlamı bir başkaydı. O dönemlerde toplu taşıma vasıtaları, günümüzün modern taşıtlarının konforunun yanından bile geçemeyecek ölçüde iptidaiydi. Ancak, şimdilerde anlıyoruz ki konfor, her şey demek değilmiş. O günlere mahsus bir unsur vardı ki; o da insanların birbirlerine karşı olan nezaket ve hoşgörüsü. Kentlilik bilincine vakıf İstanbullularca adı konulmamış birtakım kurallar geçerliydi seyahat sırasında. Başkalarını rahatsız edecek şekilde yüksek sesle konuşanların üzerinde toplanırdı ayıplayıcı bakışlar.

Çocukların yahut gençlerin, yaşça büyüklere yer vermemesi düşünülemezdi bile. İnenlere öncelik vermek bir lütuf değil, şehirli olmanın getirdiği bir mecburiyetti. Araçlarda bir şeyler yiyip içmenin ayıp olduğu, çocuklara henüz daha çok küçük yaşlarda aşılanır, otobüse, troleybüse, trene binerken elde kalan yarım simitler, kenarından ısırılmış kurabiyeler, mısırlar ebeveynler tarafından alınarak torbaya konurdu. Adı konulmayan bir âdâb-ı muaşeret söz konusuydu. Buna olumlu anlamda bir mahalle baskısı da diyebiliriz. Günümüzde maalesef bu tarz inceliklere çok riayet edilmiyor. Bugün bireyler için önemli olan, başkalarını yok farz etme pahasına her anlamda kendi rahatını ön plana taşımak.

Cumhuriyet döneminde kadın-erkek karma seyahat kavramının hayata geçmesiyle birlikte, bu kez yolculuk esnasında kanepe ve koltukların ihtiyarlarla özürlü vatandaşlara terk edilmesi, oturma önceliğinin erkeklerden ziyade bayanlarda olması lazım geldiği hususunu matbuat âleminin ciddi bir kararlılıkla halka salık verdiğini, İstanbulluları bu konuda sık sık yönlendirdiğini görmekteyiz. Gerçi aldıkları terbiye gereği İstanbulluların ağırlıklı bir kısmı bu tarz tavsiyelere dahi gerek kalmadan insani vazifelerini yerine getirmekte ve oturma yerlerini hiç düşünmeden rahatlıkla başkalarına terk etmekteydi. Bir vapurda veya trende küçük bir çocuğun, herhangi bir özrü olmaksızın oturacak yerleri işgal etmesi toplum için asla kabul edilemez bir durumdu. Bazı vurdumduymazları edepli ve derli toplu davranmaya meylettiren o meşhur ayıplayıcı bakışlar, bu yaptırım silsilesinin belki de en önemli unsuru, olmazsa olmazlarıydı adeta.

Körüklü otobüslerin ön kapılarının hemen berisinde meydana gelen sunî tıkanıklığı aşmak maksadıyla, otobüs şoförleri tarafından sık sık yolculara yönelik tekrarlanan "Beyler, lütfen arkaya doğru ilerleyelim. Otobüsün arka vagonu da Eminönü'ne gidiyor" tarzı teşvik edici ikazlar, zaman içinde ulaşım kültürünün vazgeçilmez mizahi cümlelerinden biri haline gelivermiştir.”

*İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi, 2014/20 sayısında yer alan Şehir Tarihçisi Akın Kurtoğlu’nun “Eski İstanbul’da Toplu Taşıma Ahlakı” isimli yazısından kısaltılarak alıntılanmıştır.

Tüm Haberler
Metroda Daha Kaliteli Hava Solunacak
Metroda Daha Kaliteli Hava Solunacak

İBB, metrolardaki ulusal mevzuata uygun hava kalitesini daha da geliştirmek için çalışma başlattı. Araç içi, peron ve bilet holünden örnekler ...

devamı